Gelibolu Mevlevihane'si
Mevlevihanemiz onbeş Mevlevi asitanesi içinde hem en geniş araziye, hem de
en büyük ve haşmetli semahaneye sahip olanıdır.
Yaklaşık 400 yıllık bir geçmişe sahip mevlevihane çok uzak sayılmayacak bir
geçmişe kadar faaliyet göstermiş. Uzun bir süre Askeri bölgenin içerisinde yer
aldıktan sonra ise 1994 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satın alınarak
onarıma başlanmış. Bu gün itibariyle ana binanın restorasyonu tamamlanmış durumda.Gelibolu
artık heyecanla açılacağı tarihi bekliyor.
Namazgah
Namazgah, 1407 yılında Beşe oğlu İskender Bey tarafından sefere çıkan Deniz
Tüfekçi erleri için inşa edilmiştir. İlk açık hava camiidir. Burada namaz kılınır
ve sefere çıkılırdı.
Namazgahın girişini oluşturan taş biçimindeki mermer kapı Ladikli Süleymanoğlu
Aşık tarafından yapılmıştır.
Mermer kapının üzerinde kitabesi mevcuttur. 1980 yılında ilçemiz müftülüğünce
onarılmıştır.
Çimpe Kalesi (Bolayır)
Çimpe Kalesi
Gelibolu’nun 10-12 km dışında Kara Yokuş mevkiinde, yüksekçe bir tepenin üzerinde
bulunmaktadır. Kalenin 4 km ilerisinde Marmara Denizi yönünde Namaztepe bulunmaktadır.
Burası 1354 yılında Gazi Süleyman Paşa ’nın Rumeliye ilk ayak bastığında Allah’a
şükran namazını kıldığı tepedir. Buranın adının Namaztepe oluşunun nedeni budur.
Çimpe Kalesi Türklerin Rumelide ilk aldıkları kalenin adıdır. Eski kaynaklarda
kalenin adı değişik şekillerde yazılmıştır. Bizanslı tarihçi Ionnes Kanta Kuzenos,
İstanbul tarihine ait rumca eserinde, bu adı Tzympe şeklinde kaydeder. Yine
Bizans kaynaklarına dayanarak yazan Von Hammer N. Jorga gibi tarihçiler de bu
adı kullanmışlardır.
Türk kaynaklarında ise; Aşık Paşazade tarihinin Ali Bey baskısında kalenin adı
Çint Hisarı, tarihçi Friedtich Giese ise Çimbi diye bahsetmektedir.
Gazi Süleyman Paşa, Osmanlı tarihçilerine göre 1357 yılında Anadolu yakasındaki
Çardaktan 2 sala bindirdiği 80 savaşçı ile bugün Namaztepe olarak bilinen Rumeli
kıyısına gelerek Bizanslıların elinde bulunan bu Hisara gizlice girerek feth
etmiştir.
Batılı tarihçilere göre, bu küçük kale Türklerin Bizanslılara yardım ederek,
1352 yılında Sırp-Bulgar ordusunu dağıtarak, Bizanslıların bir kenti olan Edirne’yi
kurtarması karşılığında hediye edilmiştir. Gazi Süleyman Paşa, bu kalede üslenip
buradan Bolayır ve Gelibolu’yu fethederek Rumeli fethine başlamıştır.
Çilehane
Çilehane Fener altında dik bir kayanın altında iç içe iki küçük odadan oluşanj
düzgün bir kaya oluğudur.
Burası Yazıcızade Mehmed-i Bican Efendi ’nin “Kitab-ı Muhammediye” adlı dini
kitabını yazdığı yerdir. Bu meşhur eserini burada yedi yıl çile doldurarak yazmıştır.
Sebeb-i hikmeti, hakka yakınlık, “ölmeden önce ölünüz, ölüm gelmeden ölüme hazırlanınız”
sırrına mashar olmaya çalışmak içindir.
Müellifin çilehaneye çekilmesini şu mısralarından anlıyoruz;
“Meğer güllerde bir gün emr-i taktir oturmuşun Gelibolu’da sırra elini çekmiş
idin cümle halktan dilinde zikir idi kalbinde zikir”.
Bayraklı Baba (?-1410)
Bayraklı baba kentin fener meydanına girişinde Hamza bey koyuna bakan yönünde
Ast subay gazinosunun bitişiğinden inen beton dar bir yolun altında bayraklarla
donatılmış, küçük bir bahçenin içinde bulunan mermer bir mezarda yatmaktadır.
Bayraklı baba bir adak yeri olarak bilinmektedir. Asıl adı Karaca bey olan Bayraklı
baba, Osmanlı ordusunda bayraktarlık yapmış ve bu uğurda şehit olmuş yiğit ve
ermiş bir kişidir. Bayraklı baba olarak anılmasına neden olan öykü şöyledir;
Karaca bey, arkadaşlarıyla beraber düşman tarafından sarılır, kimi şehit kimi
tutsak olur. Karaca bey elinde bayrağı ile düşmana direnir, şehit ve tutsak
olması durumunda bayrak düşmanın eline geçeceğinden bayrağı düşmana teslim etmek
istememektedir. O anda aklına bir fikir gelir. Bayrağı küçük parçalara böler
ve yutar, sonrada düşmana saldırır, yaralanır ve yere düşer. Yaralı olarak bulunduğunda
arkadaşları tarafından kendisine bayrağın nerede olduğu sorulur; düşmana teslim
etmemek için yuttuğunu söyler.
Komutanı bu sözlere inanmaz dürüst ve yiğit biri olan Karaca bey bunu ispat
etmek için keskin palası ile karnını yarar ve yuttuğu bayrak parçaları karnından
dışarıya kanlarla beraber çıkar. Gerçeği ispatlaması ve mutluluğu içinde yere
yığılır. Son sözü şu olur “Benim mezarımdan hiçbir zaman bayrak eksik etmeyin”
der.
İşte o gün bu gündür türbesinden bayrak eksik olmaz. Gerçek öykü ise, Karaca
bey donanmada bayraktarlık yapan yiğit bir denizcidir. Marmara Yassı ada açıklarında,
bizas donanması ile yapılan savaşta elinde sancağı ile beraber şehit düşmüştür.
Donanmanın merkezi olan Gelibolu’da sahile yakın bir yere gömülmüş ve vasiyeti
üzerine mezarı bayraklarla donatılmıştır. Ölümü H.813-M.1410’dur.